18 Şubat 2012 Cumartesi

ZEKA AKIL VE KURNAZLIK

Dünya durdukça durası ,namı yürüyesi  Genel Cerrah Op. Dr. Cüneyt dostumla laflıyoruz.
Laflıyoruz derken, o konuşuyor ben ancak başımı sallayabiliyorum.
Bugüne kadar, Doktorun sözünü kesip, araya girerek bir tek kelime edebilen babayiğit görülmemiştir.
Üçüncü ya da dördüncü denememde, sağ elimin işaret parmağındaki küçücük kesiği gösterebildim.
Hafif enfekte durumu var.
Biraz kızarmış.
Ağrı da yapıyor.
Bir antibiyotik tablet ya da merhem önermesini beklerken;
"Keselim abi!"
deyince, irkilerek parmağımı elinden çektim.
Cerrahların sorun oluşturan organı "kesip-atma" refleksleri hakkında bilgim var.
Ama bu derecede mi?
Korkudan mı ne, başım da ağrımaya başladı.
Ama Doktora başımın ağrıdığını söylemedim.
Baş ağrım için önerisi parmağım için düşündüğünden farklı olmayacaktı!
Başımı kurtarabildiğim için kendimi tebrik ettim gizlice...
Çok kurnazım beeen.
Çook zekiyim.
Hem de çok akıllı!!!
Kendimi övmek için bu kavramları içimden geçirirken kafam karıştı.

Bir insanda üçü bir arada olabilir mi?
Bir insan hem zeki hem akıllı hem de kurnaz olabilir mi?
Yoksa her biri ayrı birer cevher mi?
Veya bunların üçü de aynı kavram da ayrı ayrı mı adlandırılmış?

Neden tanıdıklarımın çoğu ''Kurnaz'' olmakla övünür?
Kurnaz olmak mı iyi yoksa akıllı olmak mı?

Çok sık duyduğum ''bizim çocuk çok zeki ama tembel, tembel'' gizli övünmesi geçerli mi?
Aklın tazesi mi makbuldür yoksa rokfor peyniri gibi küflü olanı mı?
Aklın son kullanma tarihi var mıdır?

Diyelim ki kendi aklınızdan çok da memnun değilsiniz.
İkinci el oto ilanı gibi; ''Sahibinden, az kullanılmış, ful aksesuar.'' ilanıyla aklınızı okutup yenisini alabilir misiniz?

Akıllı biriyle kurnaz biri bilek güreşi yaparsa hangisi yener?
Tüm bu bilimsel sorular o anda aklıma üşüştü.
Az kuru, az pilav bolca ekmek misali,
Az akıl, az zeka bolca kurnazlıkla bu soruların yanıtlarını bulacağımdan eminim....
Haydi Allahtan hayırlısı...

Zeka' nın ölçülebilir olduğu ve farklı derecelerle doğuştan geldiğini her nasılsa bir yerlerden duymuşluğum var!
Demek ki; ''Hepimiz insanız, hepimiz eşitiz abiii!'' züğürt tesellisi bilimsel olarak geçerli değil.
Psikoloji Sözlüğü Zeka' yı  şöyle tanımlıyor;

''ZEKA; her türlü karmaşık akıl yürütme sürecinin altında yatan ve doğuştan gelen bilişsel yeti.''
Neymiş?
Zeka olmadan Akıl yürütülmüyor.
Akıllı olmak için önce zeka gerekli.
Zeka da doğuştan olacak.
Hayvanlarla ortak yönümüz.
Çünkü bilimsel tesbitler gösteriyor ki; hayvanlarda da zeka var.
Hem de bendeki zekadan fazla.

Bundan sonraki aşamaya geçemiyorsak hayvanlarla eşitlenmiş oluyoruz.

Yani,
Zeka; tek başınayken,
Kontrolsüz akan bir su gibi
Kendisi bir verime, yarara dönüşemeden ziyan olup gitmekte.
Yanında yöresinde ne varsa onlara da zarar veriyor.

Açıkçası ; eğitilmemiş, bilgiyle donatılmamış zeka, azgın akan sel gibi.
Ama kontrolsüz akan bu suyun gerekli yerlerine bent-baraj yapılırsa her şeye zarar veren bu su, sayısız yararları da beraberinde getiriyor.
Tarım için sulama,
Balık yetiştirme,
Elektrik üretimi gibi...
Zekanın benti-barajı ne?

Elbette bilgi birikimi.
Eğitim ve Öğretim.

Böylece zeka "akıl"a dönüşüyor.
 

Sonraki aşama AKIL.
Felsefe sözlüğü tanımı şöyle;

"Akıl; insandaki soyutlama yapma, kavrama, bağlantı kurma, düşünme, benzerliklerin ve farklılıkların bilincine varma kapasitesi.
Çıkarsama yapabilme yetisi."

"Akıl yürütme; ... mantıksal süreçlere dayanan ve SORUN ÇÖZMEYE yönelik olarak işleyen mantıklı, tutarlı, sistemli düşünme."

Akıllı bireylerin oluşturduğu toplumların davranış ve yaşam biçimleri elbette imrendirici farklılıkları barındırır içinde.

Yaşam biçimlerini , SORUN YARATMAMA ve kendiliğinden oluşabilecek SORUNLARI ÇÖZME algısı üzerine inşa etmeleri en önemli farklardan birisidir.

Yaşam biçimlerini KURNAZLIĞA endeksleyip SORUN ÜRETEREK

ve ürettikleri SORUNLARI bulundukları konumlara yaraşır tutarlarda RANTA çevirerek

insanca yaşadığını zanneden AHMAKLAR varlığını ne kadar sürdürebilir?


Böyle bir ortamda yaşamanın cehennemde yaşamaktan farkını bilen hele beri gelsin!

Zeki bir insan bilgiyle donatılmazsa kaçınılmaz olarak kurnaz olacaktır.

T.D.K. sözlüğü KURNAZ'ı şöyle tanımlıyor;

"Başkalarını KANDIRARAK ve ufak tefek HİLELERLE amacına ulaşmasını beceren kimse, Açıkgöz.''

Böyle birinin hangi cehalet bataklığında yetiştirildiğini çoğumuz görmüşüzdür.
Bir arkadaşım, oğluyla birlikte ziyaretime gelmişti. Oğlunun piyasadaki olup bitenlerden yakınması üzerine;
"Boş ver bilgiyi, kültürü oğlum. Hayatta kurnaz olacaksın kurnaaz!"
''Bu devirde ŞEYTAN olacaksın ŞEYTAAAN!!!"
''Açıkgöz olacaksın oğlum  AÇIKGÖÖZ''

diyerek ne denli "bilge" olduğunu hem bana hem oğluna sergilemişti.
Halbuki çoğu zaman gözlerimizi kısarak baktığımızda objeleri çok daha net görürüz.

Hac Suresi 3.Ayet;
"İnsanlardan bazıları vardır hiçbir bilime sahip olmadan Allah konusunda mücadele eder ve İNATÇI ve KURNAZ Şeytanın ardı sıra gider."
Dini inancı ve dindarlığı kendisinden başka hiç kimseye yakıştıramayan  "arkadaşıma" bu ayeti söyleyemedim.
 Çünkü ısrarla, oğluna lanetlenmiş şeytan gibi olmasını  öneriyordu.

Her karşılaşmamızda ne kadar uyanık, ne kadar kurnaz ve ne kadar açıkgöz olduğunu anlatmakla bitiremeyen bu arkadaş, acaba müslüman' ın kutsal kitabı Kuran'da AKIL' la ilgili şu ayeti hiç görmemiş mi?
Yunus Suresi 100.Ayet;
"Allah, pisliği; AKLINI KULLANAMAYANLAR üzerine bırakır."
Zumer Suresi 9.Ayet;
"De ki hiç BİLENLE Bilmeyen eşit olur mu?
Ancak gönül ve AKIL sahipleri düşünüp ibret alır."

Buraya kadar anladığım;
Akıl ve kurnazlığın çıkış kaynağı zeka.
Doğuştan gelen ham-işlenmemiş, bilgiyle donatılmamış ZEKA yaşam boyu kişiyi KURNAZ olmağa yönlendiriyor.

ZEKA; eğitim ve öğretimle donatılırsa AKIL' a dönüşüyor.
Birey AKILLI biri olur,
İNSAN olur!

Hayvanlar alemine bakılırsa, hemen hemen tümü avlanmak için veya av olmaktan kurtulabilmek için KURNAZLIK yapar.
Avlanmak için sürüler halinde ve pusarak (saklanarak) avlarını yakalarlar.

Eğitimsiz ve zeki insanlara bir göz atalım.
Canlarını sıkan biri (bir tek kişi) için emmioğlu, dayıoğlu, kardeş, arkadaş, konu-komşu toplayabildiklerini toplarlar.
Bu kalabalık da yetmez.
Saldıracakları o bir tek kişiyi saklanıp beklerler.
Bundan dolayı mıdır bizim geleneklerimizde, teke-tek erkekçe Düello olmaması, pusu kurmanın yaygın olması.
Kurnazlık ,giderek habis bir tümörün metastaz yapması gibi tüm insan ilişkilerine ve sosyal yaşamın her alanına yayılır.
Kültür
Sanat
Eğitim
Ticaret
Karşı cins ilişkileri
Evlilik
Hatta söylemeye dilim varmıyor ama insan-Tanrı ilişkisine bile!

Temel, oğluyla birlikte balık avında.
İyi de balık avlamışlar.
Tam dönecekken, ani ve şiddetli bir fırtına patlar. Kürekleri dalgalar alıp götürür.
Oğlan çaresiz ağlamakta.
Temelin yapacağı pek bir şey yok dua dışında.
"Uyy Allaahum! Bizi sağ salim kurtar ha bu palukların yarisunu fakir fukaraya dağıtacağum."
Dalgalar, rüzgar aynı şiddetle devam.
Temel gözünü karartmış;
"Allahum ,bizi kurtar ha bu balukların hepisinu fakirlere dağıtacağum da!"
deyince ağlamakta olan oğlu babasının koluna yapışmış;
"Buba bize kalmayi daa!"
Temel bulutlu gökyüzüne kaçamak bir göz attıktan sonra oğlunun kulağına eğilip;
"Sus pakayum! Ha ben O'ni kandurayrum da!!!"
Bu; zeki, sevimli ve üretken Karadeniz insanının muhtemelen kendilerinin uydurduğu bir FIKRA.

Ama gerçek yaşamda çevremizde böyle ahmaklıklar görmüyor muyuz?



 
 

Hiç yorum yok: